Saturday, October 21, 2006

HEIMFEST


Gecen carsamba gunu yurt sakinlerinin birbirleriyle tanIsmasI amacIyla yurtta parti duzenlendi. Bi kac foto:

Öncelikle tabi ki DJ'imiz Nihat :)


Eski komsularImdan bi kacI var bu fotoda, cok tatlI kIzlar:


Barmenlerimiz :)


Soldaki yurt yöneticimiz Jan, digerlerini malesef tanImIyorum:


Ben ve oda arkadaşım Beate:


KarsI komsum (sagdaki) ve ust kattaki bir yurt sakini:


Diyalektinden dolayı soylediklerinin ancak 10'da 1'ini anlayabildigim eski komsu(soldaki):


Eski yurt sakinlerinden Fatih ve ben:


Fatih ve Saraybosna'lı kız arkadasI:


Iki sakin daha:


Parti odası:


Bu kızı tanımıyorum :P


Sagdaki ise Morris :)

Saturday, October 14, 2006

diyorlar ki

gözlerinde deliler doluşmuş bakıyor birer birer
delilerden sen anlarsın konuş onlarla
nasıl muhtacım buna

Hayat



Bi önceki ciddiyetsiz yazıda bahsettiğim kitap işte bu. Bir sürü yorum okudum kitap hakkında, acaba herkes benim kadar mutlu olmuş mudur bu kitabı okuyunca diye merak ettiğimden. Sanırım çok kişi mutlu olmuş.

Birkaç yıl önce yine Dost'ta dolanırken görmüştüm bu kitabı ama 3 saniye bile şans vermeden bana öğüt vermeye kalkacak kitaplardan zannedip bırakmıştım. Bu sefer iyi ki öyle yapmamışım.

Yaklaşık üç dört yıldır kendimi pisikiyatrların üzerimde deney yapsalar pisikoloji bilimi adına fazlaca keşif yapabilecekleri kadar karmankarış bir canlı olduğuma ikna etmiştim zaten. Kendimde, çevremde, hayatımda ve başkalarının hayatlarında bir sürü yanlış/eksik sezip de adını koyamamak ya da her şeyi birbirine karıştırıp işin içinden çıkamamak; hayatıma kendimce formüller bulup 4 ay sonra önce bulduğum formüllere gülüp "ne çocukmuşum yahu" demek çok yorucu. Engin Geçtan ne yapmış, benim adını koyamadıklarımın bir kısmının adını koymuş. En azından negatif olarak değerlendirdiklerimin hepsinin benim suçum olmadığını yüzüme vurarak beni rahatlattı. Ne güzel tek tek yazmış hepsini, tebrik etmek istiyorum.

"Kendi değerlerini kendi oluşturmak zorunda kalmış insanlar" kategorisine koydum kendimi. Benim de bir kategorim var artık :P "Ne güzel biri beni anladı" diye sevindigime gore, hala bunun özlemini çekiyormuşum.. Pisikoloji her ne kadar çok güzel bir bilim dalı olsa da "pisikologlar da en nihayetinde birer insan", "pisikologun benden daha akıllı oldugunu nerden bilecegim?", "neden kendimden başka birinin hayatım hakkındaki fikirleriyle ilgileneyim ki?", "önce pisikolog bana kendini ispat etsin sonra onla konuşayım" cümleleri pisikologlarla iletişime geçmeme her zaman engel oldu.

aslında bi kere gitmiştim pisikologa, üniversitedeyken, "çok yiyorum" demiştim kadına, "ama neden bu kadar çok yedigimi bilmiyorum." etrafımda 1 tek kişi bile çok yedigime ve beslenme düzenimin bozuk olduguna inanmıyordu. bunun beni ne kadar rahatsız ettigini anlatmak ise imkansızdı zaten. ben de pisikologa gittim. heralde bu şikayetle gelen ilk vakaydım, sorunu gülümseyerek anlattıgımdan pek de inandırıcı olmamıştım galiba. bana "erkek arkadaşın var mı" diye sormuştu :P ben de bayana kendimi anlatana kadar kendi sorunumu kendim çözerim dedim ve bir daha uğramadım. zaten artık herkesin, saçmaladıgını düşündüğü pisikologlarla ilgili anlatacak bi bişiyleri var..

pisikologlar hakkında hala fikirlerim değişmedi. zaten belli bir sorunum da yok sayılır. ben "ak sakallı dede"yi arıyorum. kitapta okudugum "nasıl yaşayacağını bilememe" ifadesini aynen daha önce kullanmıştım. "biri bana nasıl yaşayacagımı ve yeryüzündeki misyonumu söylesin artık" demiştim.

çeşit çeşit konuda kitap yazılmış, bir sürü felsefi kitap var, aradığımı felsefede bulabilecegimi düşünmüyorum. tecrübe idi en başından beri aradığım, hayat tecrübesi. güvenebileceğim biri, hayatını doya doya yaşamış biri çıksın bana yaşadıklarını anlatsın, en sonunda da nacizane bilgeligini bana aktarsın. sakin, hayatı düşünerek yaşamış, hırslardan arınmış, huzurlu bi insan olsun.

bu kitapta engin geçtan işte bu tarzda bi bilgelik sundu bana. her ne kadar nasıl yaşamam gerektigine, hatta neden yaşamam gerektigine dair bi cevabım hala olmasa da, sezdigim karman çorman şeylere isim koyarak kafamın içini biraz berraklaştırdı diyebilirim.

engin geçtan'a teşekkür ederim.

Wednesday, October 11, 2006

spontane

dersler olmasa okul ne guzel olurdu.

calIsmak ne kolay, ne is yapIcagIm belli, ne zaman gidip ne zaman gelecegim de belli, alacagIn para ve kendine ayIracagIn zamanIn miktarI ve saati de belli. en guzeli arkadaslarImIn da oyle oluyor; aksamları serbest oluyorlar, bi aksam olmazsa otekine plan yapabiliyoruz.. halbuki okurken her sey karmankarIs oluyor. ortada olmayan bi odev cIkageliyor, spora ayIrdIgIm vakit odeve gidiyor; proce partnerinin isi cIkIyor, bulusma baska gune erteleniyor; ders beklenenden zor cIkIyor, 3 kat fazla zaman ayIrmak gerekiyor. okulun yanında saatli is yapmak zor, bu donem hic bir sey yapmayacagIm, dayanabilirsem. yurttan okula okuldan yurtta, arada istisnai olarak gezerim ara sIra.. spontane calIsacagIm ve de spontane hobiler icad edecegim. boylece arkadaslarla da spontane planlar yapabiliriz.. zaten burada henuz cok arkadasIm yok, cok sorun olacagInI sanmam :)

herkes birer kitap okuyup hayatlarInI degistiriyodu, ben de bi gariplik var zannediyodum. bu radikal kararI vermeme aslInda bi kitap sebep oldu. "is yapmak icin ilham gelmesini bekleyin" anafikrini cIkardIgIm bi kIsIm var kitapta, disiplinsizligi ovmüyor yani.

spontane..

ben burada bir felaket kokusu seziyorum.. :P