
Bi önceki ciddiyetsiz yazıda bahsettiğim kitap işte bu. Bir sürü yorum okudum kitap hakkında, acaba herkes benim kadar mutlu olmuş mudur bu kitabı okuyunca diye merak ettiğimden. Sanırım çok kişi mutlu olmuş.
Birkaç yıl önce yine Dost'ta dolanırken görmüştüm bu kitabı ama 3 saniye bile şans vermeden bana öğüt vermeye kalkacak kitaplardan zannedip bırakmıştım. Bu sefer iyi ki öyle yapmamışım.
Yaklaşık üç dört yıldır kendimi pisikiyatrların üzerimde deney yapsalar pisikoloji bilimi adına fazlaca keşif yapabilecekleri kadar karmankarış bir canlı olduğuma ikna etmiştim zaten. Kendimde, çevremde, hayatımda ve başkalarının hayatlarında bir sürü yanlış/eksik sezip de adını koyamamak ya da her şeyi birbirine karıştırıp işin içinden çıkamamak; hayatıma kendimce formüller bulup 4 ay sonra önce bulduğum formüllere gülüp "ne çocukmuşum yahu" demek çok yorucu. Engin Geçtan ne yapmış, benim adını koyamadıklarımın bir kısmının adını koymuş. En azından negatif olarak değerlendirdiklerimin hepsinin benim suçum olmadığını yüzüme vurarak beni rahatlattı. Ne güzel tek tek yazmış hepsini, tebrik etmek istiyorum.
"Kendi değerlerini kendi oluşturmak zorunda kalmış insanlar" kategorisine koydum kendimi. Benim de bir kategorim var artık :P "Ne güzel biri beni anladı" diye sevindigime gore, hala bunun özlemini çekiyormuşum.. Pisikoloji her ne kadar çok güzel bir bilim dalı olsa da "pisikologlar da en nihayetinde birer insan", "pisikologun benden daha akıllı oldugunu nerden bilecegim?", "neden kendimden başka birinin hayatım hakkındaki fikirleriyle ilgileneyim ki?", "önce pisikolog bana kendini ispat etsin sonra onla konuşayım" cümleleri pisikologlarla iletişime geçmeme her zaman engel oldu.
aslında bi kere gitmiştim pisikologa, üniversitedeyken, "çok yiyorum" demiştim kadına, "ama neden bu kadar çok yedigimi bilmiyorum." etrafımda 1 tek kişi bile çok yedigime ve beslenme düzenimin bozuk olduguna inanmıyordu. bunun beni ne kadar rahatsız ettigini anlatmak ise imkansızdı zaten. ben de pisikologa gittim. heralde bu şikayetle gelen ilk vakaydım, sorunu gülümseyerek anlattıgımdan pek de inandırıcı olmamıştım galiba. bana "erkek arkadaşın var mı" diye sormuştu :P ben de bayana kendimi anlatana kadar kendi sorunumu kendim çözerim dedim ve bir daha uğramadım. zaten artık herkesin, saçmaladıgını düşündüğü pisikologlarla ilgili anlatacak bi bişiyleri var..
pisikologlar hakkında hala fikirlerim değişmedi. zaten belli bir sorunum da yok sayılır. ben "ak sakallı dede"yi arıyorum. kitapta okudugum "nasıl yaşayacağını bilememe" ifadesini aynen daha önce kullanmıştım. "biri bana nasıl yaşayacagımı ve yeryüzündeki misyonumu söylesin artık" demiştim.
çeşit çeşit konuda kitap yazılmış, bir sürü felsefi kitap var, aradığımı felsefede bulabilecegimi düşünmüyorum. tecrübe idi en başından beri aradığım, hayat tecrübesi. güvenebileceğim biri, hayatını doya doya yaşamış biri çıksın bana yaşadıklarını anlatsın, en sonunda da nacizane bilgeligini bana aktarsın. sakin, hayatı düşünerek yaşamış, hırslardan arınmış, huzurlu bi insan olsun.
bu kitapta engin geçtan işte bu tarzda bi bilgelik sundu bana. her ne kadar nasıl yaşamam gerektigine, hatta neden yaşamam gerektigine dair bi cevabım hala olmasa da, sezdigim karman çorman şeylere isim koyarak kafamın içini biraz berraklaştırdı diyebilirim.
engin geçtan'a teşekkür ederim.