Monday, August 28, 2006

Dresden-2

Sırtımı Frauenkirche'ye verip çektigim fotograf. Bu sokaktan çok kereler geçtim.



Malesef Frauenkirche'nin fotografI yok elimde. Icine de giremedim zaten. 2 kere denedim 2sinde de konser/ayin vardI. Frauenkirche 2. dünya savaşında yerle bir olmuş, taşlarından tekrar inşa etmişler; bu yüzden özellikle savaş dönemini yaşamış yaşlı insanlar için manevi degeri cok büyükmüş. Bunu şirketteki bir çalışan anlattı. Bu da yine savaşta yıkılmış ve Frauenkirche'ye çok yakın başka bir bina, onarılıyor:



Royal Palace - Augustusbrücke'nin bir ucu bu meydana çıkıyor, dondurma, yiyecek vs standları var:



Paraşüt en tepede


4 gün sonra ben de uçuyorum paraşütle olmasa da.. :)

Thursday, August 24, 2006

Misafir Sandalyesi

Iste bu da bel agrIsI ceken bir diplomand (sirkette tez yazIyor) Bu balonlarIn degisik renklerinden var odalarda, misafir sandalyesi yerine :) Ama uzun sure oturunca yorucu oluyor..

Wednesday, August 23, 2006

Karlsruhe, Almanya vs.


Buraya gelmeden önce Almanya'yayı kafamda çok daha farklı canlandırmıştım. Gerçi nasIl bir ulke beklemem gerektigi üzerinde uzun uzadıya da düşünmemiştim ama tüten fabrika bacaları, kosusturan insanlar aklıma geliyordu Almanya deyince, fazlası degil. Almanya'daki kendi yaşamımın ise Avusturya'dakine benzeyecegini tahmin ediyordum ama çok farklı geçti son 6 ay.

Oncelikle buraya ogrenci olarak gelmemis olmaktan dolayı cok mutluyum. Avusturya'da hep kendi yasItlarImla birlikteyim, diger insanların nasIl yasadIklarInI gozlemleyemiyorum. Burada bu fIrsatIm oldu, farklı insanlarla tanIstIm, 6 ay boyunca hic bi siy icin acele etmeye gerek duymadan yasadIm.

Almanya'nın refah düzeyi en yüksek bölgesindeyim; bunu gözardı etmemek gerek yorum yaparken ama ben edecegim :)

Öncelikle Almanya'yı bu kadar güzel bi toplum oluşturabildikleri icin tebrik ediyorum. Alman halkını içimden kaç kere tebrik ettim 6 ay boyunca bilemiyorum.. Dünya şampiyonasında gazeteci elinde Alman bayragI olan bi gence "bu bayrak ve ırkçIlIk arasInda nasIl bir bag var/var mI?" diye sorabildiginde tebrik ettim, bu sorunun anormal karsIlanmamasInI ve verilen cevabı tebrik ettim. KarsIdan karsIya yanlIs yerden gectigimde yavaslayIp gulumseyen suruculere sahip olduklarI ıcın tebrik ettim; en serseri diyebilecegim Alman Yunanistan kıyılarındaki beton katliamInI elestirdiginde tebrik ettim. Şirkette herkesin birbirine "sen" diye hitap etmesini; ama kimsenin bunu "bakınız ne kadar modernim/kuralları uyguluyorum(ne fark eder), senin bana 'sen' demene izin veriyorum" duygusunun yakınından bile geçmemesini, herkesin bu anlayIsI sindirmis olmasını taktir ettim. Şirketteki saygI dolu atmosferi taktir ettim. Hic bir disiplin kuralI olmamasınan ragmen sergilenen disiplini, disiplin kurallarına gerek bırakmamalarInI taktir ettim.. eglenirken bile aynI disiplini gostermelerini ayrIca taktir ettim.

Sirkette yüzlerce soru sormama ragmen aldIgIm hic bir cevapta negatif bir tavır hissetmedim, her seferinde sonuna kadar bilgilendirildim, olmadıysa yönlendirildim; tabi ki bunlar sirkete ozel.. Sokakta hicbir Alman yanından gecerken uzerime egilmedi, opucuk atmadI, kaslarImI catmak zorunda bIrakmadI. "benimle bir kahve icmek ister misin" sorusunu ne kadar medeni buluyorum.. Bu soruyu medeni buldugum icin, bunu icimden gecirerek zaman kaybettigim icin, Turk mentalitesini dibine kadar kavramIs oldugum icin uzgunum.

Almanların bir cocuga empati kurmayI egitiminin hangi noktasInda ya da nasıl ogrettiklerini bilemiyorum; bir toplum nasıl boyle olabilir..? InsanIn kendisinde degisiklikler yapması bile bu kadar zorken bir halk nasIl sekillendirilebilir..? (Büyuk bir ihtimalle) bir Amerikalı yanımdan "I don't speak German" diyerek yüzüme bile bakmadan geçerken, bir Avrupalı neden sorumu zamanı oldugu müddetçe ayrıntılarıyla yanıtlayıp, gözümün içine bakıp gülümseyerek "bir şey degil" der..? Maçta önüme geçip sahayı görmeme engel olan uzun boylu adam benim hiç bi etkim olmadan "seni rahatsız ettim galiba" diyerek neden başka bir yer arar? Ulke zengin, para demek refah demek vs.. Erdem karın tokluguna bu kadar baglı mı? Ince bir insan olmak bu kadar ögrenilebilir bir şey mi? (Ben büyük bir kısmı insanın dogustan sahip oldugu özelliklere baglıdır diye düsünüyordum). Kendi ulkemle arada bu kadar (cok buyuk, ama cok cok buyuk) bir fark gormeyi beklemiyordum. Her seyi hikaye gibi dinlemisim.. "Gercek", 6 ay boyunca guzeldi; bu guzelligi gorup Türkiye'de eskisi kadar mutlu olma sansIm ise yüzde sIfIr. Bu ikinci "gercek" ise inanılmaz moral bozucu..

Turk gazetelerine baktIgImda kendimi bir 3. dunya ulkesi vatandasI gibi hissediyorum. "Ne yapabilirim" diye soruyorum kendime, cevap bulamIyorum.. Universitedeki Sinem'le "Aksaray'a orman 'kurma'" planImIz aklIma geliyor, kalkIp Orman BakanlIgI'na gittigim zamanlar.. Universitede bile toplu hareket etme bilincim yoktu benim. iyice karIstIrdIm uzayIp gider bu yazI.. Demek istedigim, hem uzgunum hem de kendimi caresiz hissediyorum. Caresiz hissedince de kendimi bilincsiz ve cahil hissediyorum.

Pazartesi günü Karlruhe-Kaiserslautern maçına gittim. Dişli iki rakip bu takımlar. Biletler 10 gün öncesinden tükenmiş; ben şirketteki bi Türk arkadas sayesinde bilet bulabildim:



 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
32 bin seyirci vardı, Kaiserslautern ve Kalrsruhe seyircilerinin macI birlikte izledikleri bolumdeydim. Stadyum guzel, atmosfer guzel, meksika dalgaları vs her sey guzeldı. Stadyumdan bir örnek yakaladım:


 

 

 

 

 


 

 

 

 



Iste örnegin bundan bahsediyorum.
(Pantolonun arka cebinde duran bos plastik bir bira bardagI)

Ogle Yemeginde Lahmacun

Burada ogle yemeklerini diger diplomantlarla birlikte yiyorum. DIsardan yemek IsmarlayIp bos buldugumuz bi toplantI salonuna girip yiyoruz. Ara sIra da donerciden yemek IsmarlIyoruz.




Almanya'da Turkiye'de olmayan bir sey var :"Pizza doner". Pizza hamurunun uzerine doner, donerin uzerine de marul, sogan, domates basta olmak uzere rengarenk sebzeler, onlarIn uzerine de salata sosuna benzeyen soslar koyuyorlar. Daha dogrusu koyuyor bir donerci: Mastar :)

Bugun belki siparisler daha guzel olur diyerek benim Turklugumden yararlanmak istedi arkadaslar, donerleri almaya birlikte gittik; yalnIz donerci biraz profesyoneldi alIsIlmIs donercilere gore; fast-food usulu calIsIyordu biraz; "nerden geldin nereye gidiyorsun" muhabbeti yapamadIgImIzdan pek de etki edemedim donerlerin kalitesine.

Almanya'da yedigim ilk ve muhtemelen tek kalacak lahmacun iste bu:

evet bu bir lahmacun :))

Sunday, August 20, 2006

Dresden

Bu bu yazıyı ortasına kadar 3. kez yazışım.. Kac yıldır şu bilgisayarın başındayım ama hala yazdıklarımı kaybediyorum.. İnanılmaz gercekten.. En son kodlamayı degistirdim ve yazdıgım her şeyi kaybettim. Bloga yazarken kodlamayla oynanmayacak. Ama kazandıgım bir şey var: artık sabırlı bi insanım. Bakın ne kadar sakinim.. sakinim.. sakinim.. Huuu!!

Cuma gecesi başlayıp pazar gunu 14'e kadar suren Dresden gezimi sevgili okuyucularımla paylaşmaya niyetlendim. Bir daha yazdıklarımı kaybedersem (hayır once Word'de yazmam) tekrar denemeyecegim. Neyse.. Pazartesi sabah işe başlayanlar, dersten sıkılıp mola vermek isteyenler ya da "bu kız nereyi gezmiş" diye merak edenler yalnız cok fazla bir şey beklemeden okusun.. Netekim (dogrusu nitekim) cok yorgunum ve dedigim gibi zaten 3.kez yazıyorum..

Dresden'ı diger sehirler kadar duzenli gezemedim.. Bi kuzeye bi guneye "aaa kuzeyde xxx kaldı tekrar kuzeye" derken olan bana oldu.. Zaten mumkun mertebe yeni gittigim bi sehri tramvay/otobuse binmeden gezmek gibi bir alışkanlıgım oldugundan ayaklarım iflas etti.. Zaten sağ ayağım biraz burkulmuştu onceden, zor dayandı pazar oğlene kadar.. ustune bacagım da ağrıdı.. Perişan oldum vallahi.. :P

Dresden diye başlık atmış bulundum silmiyim Dresden'ı anlatmaya başlıyım. Dresden cok guzel bi şehir. Almanya'nın Sachsen eyaletinin başkenti("Bundeshauptstadt" başkent olarak cevriliyor ise).Artık gezi anlayışım biraz degistiginden ve eskisinden farklı olaraki bitli turist gibi ac karna gezmedigimden kendime kahvaltı, yemek ısmarladım Dresden'da. Ornegin :














Dresden'da bir kac tane kayda değer kopru var ama en cok guzel carpanı Augustusbrücke yani Augustus koprusu. Kopru bu ismi Sachsen prensi Friedrich August'tan almış; prens August'un onemini ve tarihteki yerini bilemiyorum. Biraz okudugumda bu yazı guncelligini yitirmemiş olursa tekrar yazarım. Augustbrücke (trafiğe kapalıyken):














Augustbrücke'de ben(fotografımı ceken kişi epey bi oynatmıs makinayı):















Augustbrücke gece:















Elbe nehri kıyısı - gunun farklı saatlerinde(bu arada Elbe'nin Turkcesi nedir?):





























Kreuzkirche

Dresden'daki cok guzel yapılardan biri de Kreuzkirche:

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

Ve evleniyorlar :)


 

 

 


 

 

 

 

 


Gece cektigim birkac fotograf daha:















Asagıdaki fotografta bulanık figür bir yamaçparaşütü:

 

 

 

 

 

 

 

 


Dresden'da cektigim diger fotografları da yarın koyarım artık bloga. Simdi uyumam lazım, yarın buradaki sondan 9. isgünüm :)

Wednesday, August 09, 2006

Münih - Michaelskirche

Münih'teki Michaelskirche şimdiye kadar gördüklerim içinde en çok hoşuma giden kilise. Kapıdan girince solda bi odacık var (odacık denmez muhtemelen ama isimlerini bilmiyorum). Aşagıdaki resim bu odacıgın resmi; ortada küçük bi defter var, yanında da mum yanıyor:



















Yukardaki resimde kapıda asılı cerceveler görünüyor, onlardan birinin fotografı bu da:



















Çok kabaca çevirmeye calısırsam diyor ki: "İnsan sevdigi birini kaybettiginde cektigi acı dayanabilecegi maximumun sınırına erişir. "..." Daha sonra üzüntü denizinden umut ve güven adası orataya cıkar. Kaybedilen kişiyle paylaşılan anlar, bu kişiyle bağlantılı yerler ve tecrübeler hatıraların tutundugu adalardır. Sevilen kişinin hatırasının sadece bir kişide degil bir toplulugun hatıraları arasında yer aldıgını bilmek ferahlatıcıdır. Sembolik bir hatıra mekanı ("Ort des Erinners"i baska türlü ceviremedim) olan bu deftere istediginiz kisinin adını yazarak, onun hatırasının yasayacagından emin olabilirsiniz. "..."

Ben bu yazıyı okuyunca hiç böyle bir acı yasamadıgımı ve bu tarz bi ferahlama yöntemine hiç ihtiyaç duymadıgımı düşündüm. Sanırım şanslıyım. Sonra bi an (hiç bu kadar büyük bi acı çekmemiş bi insan olarak) kendimi bi oyunun içinde gibi hissettim. "Sevdigin insanın hatırası yaşayacak" vs tarzında cümleler.. ("Üç vakte kadar...") Hatıra ne demek, hatıranın yaşaması(korunması ya da) ne demek? Gönüllü olarak kendimi kandırmamı bekliyor benden bu yazı. Sanırım dinler ve kiliseler üzerine (ya da camiler) ruhen biraz daha olgunlaşınca düşünmeliyim. Ama bu kadar büyük bi acıya ev sahipligi yaptıgını iddia eden bir deftere sahip ise kilise, deftere "I was here!" seklinde yazıların yazılmasına engel olmasını beklemek hakkım en azından. Ya da cercevetilmiş yazıyı yazan kim, bunu bilmek de hakkım. Ya da ben Hristiyan degilim anlamıyor muyum? Ya da blogda daha fazlasını yazmamalıyım :)

Sunday, August 06, 2006

Das Fest ve New Model Army

Münih'e ara verip gecen haftaki festivalden bi kac fotograf koymaya karar verdim. Festivalin adı "das Fest". 3 gün sürdü ama ben bi gün gittim sadece. Almanya'nın en büyük açık hava festivallerinden olarak geciyor internette. Gecen yıl (bu yılki sayıya bakmadım) 200.000 kişi gelmiş festivale. Bunlar birlikte gittigim arkadaslar:
















Soldan saga: Dominik, Viktoria (umarım dogrudur yazılışı, kendisi Macar), Tamas

















Bu da herhangi bir kanıt teşkil etmiyor ama New Model Army konseri :P(Sadece benim hala fotograf cekemiyor olduguma kanıt galiba bu fotograf.)

















Konser gayet basarılıydı, her ne kadar New Model Army'nin sadece 3 şarkısını duymuş olsam da dinlerken baya zevk aldım diyebilirim. Konser sonrasında "sarhos ve mutlu" alman genclerin show'u ise görülesiydi gercekten.. :)) Cok komik oluyo bu Almanlar icki icince.. Birasında ne var bu memleketin cözemedim bi türlü.. Saldırgan degil mutlu oluyo burda insanlar bira ictikce :))

Münih - KARE (die Wohnsinnigen)

Münih'le ilgili tabi ki öncelikle anlatılması gereken başka seyler var ama unutmadan hayalimdeki koltuk takımını sizinle paylaşmak istedim :)

Yerleşik hayata gectigimde (1-okul bittiginde, 2-yasayacagIm sehre karar verdigimde - ama umarım en gec 3 yıl icinde :) ) iste boyle bi koltuk takımı almak istiyorum (tabi ki bi de 3-yeterince para kazanabilirsem :) )
















Oyle ahım sahım bi görüntüsü yok galiba.. ama bu koltuk takımı tam bana gore (koltugun sehpaların dolapların sekli; yastıkların ve ahsapın rengi);ayrıca oturup test ettim cok rahat :)

Sanırım toplam 5500-6000 euro arası tutuyor hepsi. Türkiye'de bu kadar mobilyanın ortalama maliyetini bilemiyorum gerci ama cok pahalı olmasa gerek.. Sinem arkadasım bu konularda usta sayılır artık, bi yorum yapar heralde :P




















Aslında ben bu magazayı bastan asagı cok begendim, benzerleri cok ama her katı birbiriyle tutarlı olan magaza pek yok. Internette adresini buldum: KARE. Web sayfası cok itici. Magazanın web sayfasıyla hic alakası yok. Gitmek isteyenler icin söylüyorum, Sendlingerstrasse'de bu magaza :) Amma reklam yaptım yeter artık >:( Koltuk da koltuk.. Kapatıyorum bu yazıyı.

Münih

 

 

 

 

 

 

 

 

 



Sanırım bu fotograf yeterli Münih'in ne kadar güzel bi şehir oldugunu anlatmak icin. (Bu fotoyu Frauenkirche'nin kulesine çıkıp çektim.) Münih'te yaklaşık 25 saat kaldım, gece gezmesi tabi ki yapamadım yalnız başıma olunca; gerçi kaldIgIm hosteldeki bayan davet etti ama canım istemedi yorgunluktan. cumartesi günü sabah 8'den akşam 19'a kadar şehri gezdim (arada hostele gidip check-out yaptım sadece). Sinem bilir, tabanlarım agrIdI resmen :P Off gercekten ne cok yürüdüm..

ForografInI cektigim yerleri anlaticigim.

Avusturya - Mondsee

Türkiye'dekilere cok yabancı geleceginden eminim; yalnIz ben burada sehirler arasI yolculuk etmek istedigimde internette gidecegim sehre giden birini bulabilirsem onun arabasında seyahat ediyorum.

Viyana'dan Münih'e de aynı şekilde gittim. Lukas ve 7-8 yaşlarındaki ogluyla; malesef fotograflarInI cekmedim. Zaten araba sallayInca ben uyku moduna girdigimden fazla muhabbet de edemedik. Arada Salzburg bölgesinin(eyaletinin) sınırındaki Mondsee'de mola verdik. Lukas'la oğlu torte yiyip kahve icerken ben de fotograf cektim:

















Fotograflardaki tarih yanlış; dikkat etmemişim malesef. Dogru tarih: 04.08.2006
Çok güzeldi manzarası Mondsee'nin (Mond=ay, see=göl); ama biraz daha yaşlanmak lazım böyle bi yerde tatil yapmak için :)